Her sabah uyandığımızda, çoğu zaman aynı sahnenin içine açıyoruz gözlerimizi. Gündelik telaşlar, değişmeyen sorumluluklar ve tekrar eden rutinler… Bir süre sonra, hayatın monoton ritmi ruhumuza ağır gelmeye başlıyor. Mücadele ettiğimiz zorlukların arasında, bir anda aklımıza düşen o sevdiğimiz şarkıyı dinlemek, sevdiğimiz filmi izlemek bile lüksmüş gibi hissettiriyor. Günün koşuşturması, bizi sanki bu küçük keyiflerden dahi alıkoyuyor.
Daha da kötüsü, etrafımızdaki insanların çoğu zaman bu durumu anlamıyor olması. Kendi telaşlarına dalmışken, belki de içimizde kopan fırtınaları görmüyor ya da görmezden geliyorlar. “Her zamanki gibi bir gün” deyip geçerken, bize aslında bu “her zamanki gibi” nin ne kadar yorucu geldiğini fark etmiyorlar. İçimizdeki kırgınlık, yorgunluk ve çaresizlik, bazen kimselere anlatamadığımız bir ağrıya dönüşüyor.
Yine de karanlığın içinde ufak da olsa bir ışık görebiliyoruz: Yarının belki de dünden farklı olabileceğine dair inancımız. Bu inanç, bizi her sabah yeniden ayağa kaldırıyor. Hayallerimizin peşinde koşabilmek, o çok sevdiğimiz türküyü dilediğimiz an açıp sonuna dek dinlemek için her yeni güne içimizde bir nebze umut taşıyoruz. Ve belki de tam da bu umut, değişimin kapılarını aralayacak gücü bize veriyor. Çünkü bazen tek ihtiyacımız, bizi ayakta tutan o küçücük inanç kırıntısı oluyor.
Levent BULUT
Bu sitedeki yazıları, link vererek ya da sadece yazarın adını kaynak göstererek istediğiniz yerde yayınlayabilirsiniz.
Bir yanıt yazın